COĞRAFYA BİLİMİNİN GELİŞİM TARİHİ - ESKİ ÇAĞ'DA COĞRAFYA

2008-01-17 15:32:00

1.ESKİ ÇAĞ'DA COĞRAFYA: Bu çağda coğrafya, basit birtakım harita çizim denemeleri ile başlamıştır. Bu denemeler, Dünya'nın hayal edilmeye çalışılan biçiminin, kaba çizgilerle çizimi şeklinde ifade edilmesine yönelik girişimlerdir. Bu tür basit coğrafî düşüncelerin oluşmaya başladığı ilk kültürel bölgelerin, aynı zamanda da en eski yerleşme bölgelerinden olan, Eski Mısır ve Mezopotamya kültürel bölgeleri olarak kabul edilir. Bu bölgeler, Nil ve Fırat-Dicle gibi akarsuların sağladığı yaşama kolaylıkları nedeniyle, Dünya'nın yerleşmeye uygun en eski yerleşme bölgeleri dir. Bu nedenle de, söz konusu bölgelerdeki kültürel gelişmeler, daha erken başlamıştır. Bu eski kültürel bölgelere, bütün Eski Çağ Akdeniz havzası kıyı yerleşme bölgeleri de dahildir.Akdeniz havzası ve Mezopotamya Eski Çağ devletlerinde, giderek oluşmaya başlamış basit bilimsel düşüncelerde, coğrafî bilgilerin bulunduğuna tanık oluruz. Örneğin, bugüne kadar ele geçmiş olan en eski coğrafî belge, M.Ö. 2400 ya da 2700 yıllarında Babilliler tarafından, Babil'de yapıldığı kabul edilen bir harita taslağıdır. Kilden yapılarak, üzerine harita çizildikten sonra Güneş'te kurutulan, bir tablet üzerine çizilmiştir 

Eski Çağ’da Yer = Dünya bilgisi ya da bir diğer ifade ile coğrafî görüşler mitolojik (efsanelerle ilgili) ve mistik (dinî kabul edilen, fakat çağdaş anlamda dini olmayan davranışlar) esaslara dayanıyordu. Örneğin, Mezopotamya toplumlarındaki bilge kişilere göre Dünya, gök aleminin yere yansımış bir gölgesi, yanı aksı olarak düşünülüyordu. Şekli ise, Dicle üzerinde yüzen: (yüzdürülen) bir küfe nin (yük ve insan taşıyan bir çeşit tekne şeklinde sepet), tersine döndürülmüş şekline benzetiliyordu. Küfe biçimindeki Dünya'yı, çepeçevre acı su denizler inin kuşattığı sanılıyordu. Bunlar, kuşkusuz tuzlu su denizleri idi ve görüş, pek de yanlış değildi. Gerçi mitolojik ve mistik düşüncelere (olayların nedenlerini efsanevî ve dini esaslarda arayan felsefî yaklaşım) dayanmakla birlikte, yine de bu tür görüşlerin, coğrafi bazı yönleri bulunduğu kuşkusuzdur. Çünkü Eski Çağ insanları bile, Dünya'nın biçiminin neye benzediği, çevresinde neler bulunduğu gibi konularda görüşler ileri sürmüşler ve yorumlar yapmışlardı. Bu merak ve düşünceler, Mezopotamya toplumlarının (Sümerler Akadlar ve Asurlular), hem birbirlerini ve hem de Elamlar, Hititler, Fenikeliler ve Mısırlılar gibi çevre toplumları da tanıyabilmişlerdi. Hatta Doğu Akdeniz kıyısı Eski Çağ devletlerinden olan denizci Fenikeliler ve Kuzeybatı Afrika devletlerinden olan Kartacalılar denizciliğin sağladığı avantajlar nedeniyle, ticarî amaçlara yönelik faaliyetler sonucu( Endülüs (bugünkü İspanya), Büyük Britanya adaları, Kızıldeniz kıyıları, Ege ve Karadeniz kıyı yerleşmelerine kadar seferler düzenliyordu. Anlaşılıyor ki, Eski Çağ Akdeniz kültür bölgesi toplumları, sınırlı da olsa birbirlerinin ülkesini tanıyabilmişlerdi. Özellikle Makedonya kralı İskender Devri'nde (M.Ö. 356–323), Akdeniz havzası çevresi toplumlarının algılayabildiği coğrafî yeryüzünün sınırları, daha da genişlemişti. Savaş amaçlı seferler ve çıkılan bazı tanıma amaçlı geziler, daha önce az da olsa öğrenilmiş bulunulan Akdeniz dünyası na ek olarak, Hint Yarımadası Arap Yarımadası, Suriye, Orta Asya ve Batı Avrupa gibi geniş bölgelerin, sınırlı da olsa, tanınmasını sağlamıştı. Dolayısıyla düşünürlerde, bu bölgeler hakkında, coğrafî bazı yüzeysel bilgiler oluşmaya başlamıştı.Hem ulaşım şartlarının nispeten iyileştirilmesi ve hem de işgaller yolu ile yeni ülkeler ele geçirilmesi gibi nedenlerle, Roma İmparatorluğu Devri'nde, bilinen yeryüzünün sınırları, daha önceki devrelere göre büyük ölçüde genişlemiştir. Örneğin bu devrede; İskandinavya Yarımadası, Ekvatoral Afrika, Gine Körfezi kıyıları ve Kanarya Adalarından; doğuda Çin'e kadar uzanan Kuzey Yarımküresi, artık Roma devri insanları tarafından ana çizgileri ile öğrenilmiş bulunuyordu.Roma Devri'nin en önemli coğrafî kaynakları, Roma ordusunun istihkâm sınıfı tarafından hazırlanan, yol haritalarıdır. Bu haritalarda, sefer yapılacak bölgeye giderken ordu birliklerinin geçeceği yol güzergâhtan, bu güzergâhlar boyunca su ve gıda maddesi sağlanabilecek konumlar: konaklanabilecek yerler gösterilirdi. Haritalar yapılıp, açıklama kılavuzlarında bu tür bilgiler gösterildikten sonra ordu sefere çıkıyordu. Ayrıca, işgal edilerek imparatorluğa katılacak ülkeler, nüfus, ekonomik kaynaklar, su kaynaklan, yeryüzü şekilleri, ormanlar ve hayvancılık potansiyeli gibi coğrafî özellikleri yönünden de, önceden dikkatle inceleniyordu. Bu uygulama, Osmanlı İmparatorluğu yönetimince de yapılıyordu. Gerekli bilgiler ve doküman, sefere çıkmadan aylarca önce sağlanıyor; sefere, bundan sonra çıkılıyordu.Askerî amaçlarla da olsa, ordunun sefer yapacağı ve işgal edilecek bölgelerin yol durumu, su ve gıda maddesi imkânları gibi bilgilerin derlenmesi, coğrafî anlamda konum ve özelliklerinin belirlenmesi girişimi demektir. Dolayısıyla bu tür etütler, sınırlı da olsa, coğrafî düşüncenin gelişmesinde etkili olmuştur. Çünkü bu ilim, özellikle yerinde gözlem ve etütlerin sonuçlarım yorumlamaya dayanır.Eski Çağ'da coğrafya, daha çok matematik ilmi ve tarih ilmi bilgileri ile içe gelişimini sürdürmüştü. Bağımsız ve başlı başına coğrafya eserleri oluşturulması yerine, düşünür ve gezginler eserlerinde tarih, coğrafya ve matematikle ilgili bilgileri, bir arada belirlemiş ve işlemişlerdir. Ancak bu yaklaşım, yine de coğrafya ilminin gelişmesine büyük katkılar yapmıştır.

Gerçekten de bu katkılar, bugünkü çağdaş coğrafya ilminde de bilim dalı, bilim alanları olarak incelenen, başlıca şu coğrafya bilim alanlarının oluşmasını sağlamıştır:

1.     Matematik Coğrafya

2.  Kartoğrafya

3.  Bölgesel Coğrafya

4.  Ülkeler CoğrafyasıBu ilimlerin temelleri, aynı zamanda birer tarihçi, coğrafyacı ve matematikçi sayılan, Eski Çağ düşünürleri (filozof) tarafından atılmıştır. Bu çağ filozoflarının en fazla üzerinde durdukları, düşündükleri, gözleme almaya çalıştıkları fenomenler (olay ve olgular) arasında, birçok coğrafî bilimsel konu da bulunduğu göze çarpar.

Eski Çağ düşünürlerinin, dikkatle üzerinde durdukları, bazı gözlem ve hesaplamalar yaparak görüş belirttikleri coğrafî düşüncelerin bir kısmı şunlardır:

1. Dünya'nın biçimi ve boyutları

 2. Paralel ve meridyen daireleri 

3.Dünya'nın çevre uzunluğunun hesaplanması 

4.Coğrafî koordinatların hesaplanması

 5.Yönlerin belirlenmesi 

6.Bölgesel coğrafya gözlem ve etütleri Bu tür matematiksel coğrafya konularının araştırılması, yerinde (arazide) gözlem1er yapmayı zorunlu kılar. Söz konusu zorunluluk, bugün de coğrafya ilminin, en önemli başlıca araştırma metotlarından olan gezi-gözlem metodunun, daha Eski Çağ'da gelişmeye başlamasına zemin hazırlamıştır. Bu da, ilk bölgesel coğrafya çalışmalarının başlamasına yol açmıştır.Ancak, bölgesel coğrafya metodu Eski Çağ'da doğmuştur görüşü, kuşkusuz tam olarak doğru sayılamaz. Gerçi bu çağda yapılan gezi-gözlemler de tanıma gezi-gözlemleri olmakla birlikte, varılan sonuçlar, sadece tasvir ifade metodu ile tarihî, coğrafî, sosyolojik ve hatta etnolojik-etnografik bilgilerin, bir yığın halinde kaleme alınmasından ibaretti. Görüş ve fikirler araşma, gerçek dışı öykü, menkıbe, masal gibi fikirler de karıştırılmıştır. Ancak, unutmamak gerekir ki gözlem, çağdaş coğrafya ilminin de, en köklü araştırma metodudur.Eski Çağ coğrafî görüşünde, ifade yönünden metodik yaklaşım, başlıca iki şekilde uygulanmaya çalışılmıştır:1.      Anlatım yolu ile tasvir2.  Basit bazı plan ve haritalar çizerek tasvirBu çağın düşünürleri, aslında fikirlerinin bir kısmı bugün de geçerli olan, filozoflar idi. En kısa tanımı ile filozof terimi, felsefe ile uğraşan kişi demektir. Bunların, birçoğunun ileri sürdükleri fikirleri arasında, önemli coğrafî düşüncelere de rastlamaktayız. Bunların bazıları: Herodotos, Tales, Aristo, Eratostenes, Amasyalı Strabon ve Batlamyus’tur. 

2.ORTA ÇAĞ'DA COĞRAFYA:Bu çağda coğrafya, daha çok İslam Dünya’sı düşünür ve matematikçileri tarafından temsil edilmiştir. Batı Dünyası, yani Avrupa’da, önemli bir coğrafi gelişme yaşanmamıştır. Bunda esas rolü, Hıristiyanlık Dini’nin engel çıkaran, gelişmeleri köstekleyen koyu baskısı ve Roma İmparatorluğu’nun yıkılması oynamıştır. Özellikle Haçlı Seferleri’nin tahribatıda bunda etkili olmuştur. Kültürel merkezler ve kütüphanelerin yıkılıp yağmalanması gibi barbarca hareketler, az da olsa İslam Dünyası’na bile bu açıdan zarar vermiştir. Bu çağda İslam Dünyası coğrafyacıları genel olarak Batlamyus’un eserlerinin etkisinde kalmakla birlikte yinede coğrafya ilmi alanında dikkat çekici araştırmalar ve yayınlar yapmışlardır. Bunların başlıcaları: Mesudi, Bruni, İdrisi, İbn Batuta ve İbn Haldun’dur.Orta Çağ İslâm Dünyası coğrafyacıları, Eski Çağ fikir ve düşünce adamlarından olan Heredot, Aristo, Strabon ve Batlamyus gibi gözlemcilerin eserlerinden, büyük ölçüde yararlanmışlardır. Kendi gezi gözlemi izlenimlerini, fikir ve düşüncelerini de ekleyerek, coğrafya ilminin gelişmesine hizmet eden, önemli sayılabilecek eserler meydana getirmişlerdir. Özellikle matematik coğrafya-Kartoğrafya ve bölgesel coğrafya ile beşerî coğrafyaya olan katkıları, hayli fazladır.Bu, böyle olmakla birlikte, Orta Çağ'da coğrafî görüşün gelişmesini teşvik etmiş, dolaylı başka faktörler de vardır. Bunların başında, İslâm Dünyası tüccarlarının sürdürdüğü ticarî faaliyetler, toplumların su ve otlak bulma zorunluluğu gelmektedir.Nitekim XIII. yüzyılda kurulan Büyük Moğol İmparatorluğu, Batı Dünyası ile yoğun bir ticarî ilişki kurmuştu. Bu ticarete konu olan mallar (şallar, ipekli kumaşlar, baharat türleri, süs taşları gibi), Doğu Akdeniz ve Ege kıyı ülkelerinden, başta Venedik ve Cenova iskeleleri olmak üzere Avrupa limanlarına naklediliyor ve buralardan anakaranın iç pazarlarına taşınıyordu. Ancak bu mallar, Doğu Akdeniz ve Ege iskelelerine, başlıca iki büyük ticaret yolundan ve Uzak Doğu ile Güney ve Güneybatı Asya pazarlarından geliyordu: Bu yollar, hatırlanacağı üzere günümüzde halen etraflı araştırmalar ve belgesel yapımlarına konu olan, Asya İpek Yolu (karayolu) ile Asya Baharat Yolu (denizyolu)'dur.Bunlardan İpek Yolu, Çin'in başkenti Pekin'den başlayan, Orta Asya'yı baştanbaşa geçerek, Anadolu üzerinden Ege ve Doğu Akdeniz iskelelerine ulaşan, bir kervanla ticaret yolu idi. Diğer bir önemli ticaret yolu olan Baharat Yolu ise, başta Hindistan'ın Kalküta limanı olmak üzere, Seylan ve muhtemelen diğer limanlardan gelen, Basra Körfezi ve Arap Yarımadası doğu kıyılarına ulaşan, buralardan yine kervanlarla malların alınarak, Arap Yarımadası üzerinden (Buhur Yolu) ve Irak-Suriye üzerinden Doğu Akdeniz kıyı iskelelerine ulaştırıldığı, önemli bir deniz ticaret yolu idi .Söz konusu bu üreten ve tüketen pazarlar arasında sürdürülen mal akımı, Avrupalı merkantilistleri rahatsız ediyordu. Hem ticaret erbabı ve hem de devlet yöneticileri, bu malların çıkış kaynaklarını ele geçirmek ve denetime almak istiyorlardı. Ama Avrupa'dan, denizyolu ile henüz Uzak Doğu (Çin ve Hindistan başta geliyordu)'ya gidilemiyordu ve ulaşım yolları İslam Dünyası ülkelerinin (Önce Selçuklular ve daha sonra Osmanlı Devleti) denetiminde bulunuyordu. Bu nedenle de, Avrupalılar için bu ticaret mallarının esas merkezleri olan Hindistan ve Çin’e ulaşılacak en uygun yol, denizden keşfedilecek yollardı. Bu düşünce Yeni Çağ’da yaşanan Büyük Coğrafya Keşifleri’nin temelini oluşturmuştur.  Orta Çağ İslam Dünyası’nda coğrafyanın gelişimini sağlayan önemli nedenlerden biride su ve otlak bulma sorunudur. Bu dönemde yer adları ve bunların bir araya getirilmesi ile oluşan alfabetik yer adları kılavuzu katalogları oluşturulmuştur. Bu çalışmalar basit anlamda coğrafya sözlüğü çalışmaları olarak kabul edilebilir.

3. YENİÇAĞ’DA COĞRAFYA:Batı toplumlarında Orta Çağ'dan Yeni Çağ’a geçiş, bilindiği üzere Rönesans hareketleri ile olmuştur. Yeniden pozitif ilimlere (gözlem ve deneye dayanan ilimler) ve serbest düşünceye dönüş demek olan bu köklü değişiklik (radikal hareket), bilinen coğrafî yeryüzünün zamanla genişlemesinde de, büyük rol oynamıştır. Çünkü giderek yeni karalar keşfedilmesini sağlamıştır.Hemen hemen XV. yüzyıl sonları ile XVI. yüzyıl başları, başka bir ifade ile 1492–1522 yılları arası,   Büyük Coğrafya Keşifleri Devri diye bilinmektedir. Keşiflere, daha sonraki yüzyıllarda da devam edilmiştir.Girişilen uzun mesafeli ve planlı deniz yolculuğu seyahatleri, bu yüzyıla kadar bilinmeyen, ya da bilindiği halde gidilememiş, yeni kara parçalarının keşfi ile sonuçlanmıştır. Örneğin Yeni Dünya (Amerikalar), Okyanusya (Avustralya ve bağlı: adalar), güney ve kuzey kutup çevreleri ile okyanuslardaki binlerce adalar gibi.Ayrıca bu seyahatlerin, hep batıya veya hep doğuya gidilerek, tekrar yolculuğun ilk başladığı konuma varılmasının mümkün olacağını ispatlaması da, çok önemli bir sonuçtur. Çünkü Dünya'nın yuvarlak olduğu, bu seyahatler sonucu, uygulamalı bir şekilde doğrulanmıştır.Yeni Çağ’da Osmanlı İmparatorluğu sınırları dahilinde de coğrafyanın gelişimine katkıda bulunan önemli geziler yapılmış ve çeşitli eserler ortaya konmuştur. Bunlar arasında, özellikle Piri Reis, Kâtip Çelebi ve Evliya Çelebi’nin önemi büyüktü

4. YAKIN ÇAĞ’DA COĞRAFYA:Bu çağın en tipik özelliği tanıma gezilerinin giderek bilimsel ağırlık kazanan bir duruma kavuşmasıdır. Bu dönem Büyük Coğrafya Keşifleri Devri’nin devamı olarak kabul edilebilir.İngiliz James Cook, Newfoundland ve Labrador’un yaptıkları çalışmalar sonucunda Labrador Soğuk Su Akıntısı keşfedilmiştir. Cook’un yaptığı seyahatler sonucunda Yerküre’nin Güney Bölgelerinin buzullar altında kalmış bir kara parçası (Antarktika) olduğu anlaşılmıştır. Asıl bilimsel amaçlı coğrafi geziler özellikle 19.yüzyıl ortalarında başlamıştır. A.Mackenzie, W.Clark, Meriwether Lewis, Mungo Park bu gezginlerin başında gelmektedir.

5. MODERN COĞRAFYA: XIX. yüzyıl başlarına kadar coğrafî görüş, daha çok olayları tasvir etmekle uğraşan bir bilim görünümünde kalmıştır. Çağdaş anlamda coğrafya bilminin temelleri, XIX. yüzyıl sonlarında atılmıştır.

Bilimsel araştırma metotları ve düşünce ilkeleri (prensipleri) bakımından, coğrafî bilim mantığının gösterdiği başlıca gelişme aşamaları:

1.Ansiklopedik Devre

2.Klâsik Devre

3.Bölgesel Devre

4.Uygulamalı Devre

 1.Ansiklopedik Devre: Eski Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve kısmen de Yakın Çağ'ın bir bölümünü kapsayan, en uzun gelişme devresidir. Daha çok seyahatname türünde coğrafya, ya da ansiklopedik türde coğrafya gözlemlerine ilişkin gelişmelere sahne olmuştur.Devre içinde bu ilme ilişkin bilgi ve görüşlere, gezginlerin (seyyah) gezileri (seyahatleri) sonunda kaleme aldıkları izlenimlerini içeren, seyahatname adlı eserlerinde rastlıyoruz. Bunlar, bir çeşit gezi izlenimi notları sayılabilir. 

2.Klâsik Devre:Günümüzde egemen olan modern coğrafi görüşün temelleri 19.yüzyılın başlarında Alman coğrafyacılar tarafından atılmıştır. A.Von Humboldt, Fiziki Coğrafya’nın, Karle Ritter, Beşeri Coğrafya’nın kurucusu olarak kabul edilmektedir. Frederic Ratzel aynı dönemde Beşeri Coğrafya’ya ilişkin önemli eserler ortaya koymuştur. 

3.Bölgesel Devre:P.Vidal de la Blache Bölgesel Coğrafya metodunun kurucusu olarak kabul edilmektedir. Bu metodun temel özelliği sınırlı bir bölgede bütün çevre faktörlerinin karşılıklı ilişkiler sistemi içinde araştırılmasıdır. 

4.Uygulamalı Devre:Bu metod bütün fiziki ve beşeri coğrafya verilerinin yerine göre ve gerekli olduğu miktarda ekonomiye ve teknolojiye uygulanmasıdır. Her türlü planlamalarda coğrafi bilgi sistemlerinin kullanılması günümüzde vazgeçilmez bir zorunluluk haline gelmiştir.  

KAYNAK: Bu bölüm Prof. Dr. Hayati DOĞANAY’ın  ‘COĞRAFYA’YA GİRİŞ 1’ adlı kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.

251
0
0
Yorum Yaz